İDRAK SAHİBİ SAMİMİ MÜSLÜMAN KARDEŞLERİME...

İDRAK SAHİBİ SAMİMİ MÜSLÜMAN KARDEŞLERİME...


Bilin ki bugün Müslümanların içinde bulunduğu zillet ve sefalet, düşmanların dört bir taraftan üzerlerine saldırması ve içine düştükleri ayrılık ve bölünmüşlük hali, yürekleri kan ağlatıyor ve gözleri yaşla dolduruyor.


Bunların sebebi ise bu ümmetin akidesinin imanın söz ve amel olduğu gerçeği üzerine kurulu olmasına rağmen ameli bırakıp söze razı olması ve Allah Teâlâ’nın düşmana karşı kuvvet hazırlanmasıgerektiği emrini terk etmesidir: "Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın.” (Enfal, 60)


Değerli kardeşlerim!


Bu ayetteki “her türlü güç” ifadesinin kapsamı çok geniştir; iman ve akide gücü, Müslümanlar arasındaki sağlam kardeşlik bağlarının verdiği güç, beden gücü ve dinin düşmanlarını korkutacak cephane gücü gibi her türlü gücü kapsar. Ancak en başta iman olmak üzere Allah'ın emirleri ve yasakları hususunda takvalı olma ve aramızdaki kardeşlik bağlarını güçlendirme gibi bütün güçlerin bir arada vekâmil manada olması şarttır. Ama eğer takva ortadan kalkarsa zafer en güçlünün olur ki, o zaman zillet ve perişanlık ümmetin yakasına yapışır; ümmet Allah'ın gazabına uğrar; hem aşağılıkhem de sayıca az olan düşmanlar onları dağıtıp parça parça eder.
Bu yüzdendir ki kalplere işleyecek ve onları Yüce Allah'ın emirlerine boyun eğdirecek samimi iman şarttır. Sahibini bollukta da, darlıkta da Müslüman kardeşine yardımcı olmaya sevk edecek bir iman… Nitekim Allah Rasûlüsallallahu aleyhi ve sellemşöyle emretmiştir: “Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun!”


Farklı ırklara mensup Müslümanlar arasında birliği sağlamak, onları uykudan uyandırmak ve tuzak kuranlara karşı güç ve takvayla karşı koymak için hazırlık yapmanın zaruri olduğuna dikkatlerini çekecek bir kardeşlik…
Değerli Müslüman kardeşim!


Ümmetimize izzet ve şeref -gerek devlet gerek millet bazında- ancak biz izzetimizin ve gücümüzün kaynağına döndüğümüz zaman gelecektir: Allah'a iman ve bu imanın kalplerde güçlendirilmesi; sonra birlik, dayanışma ve Müslümanlar arasındaki kardeşlik bağının şuuruna varılması; ardından İslam ümmetinin ordularının askerî alanda hazırlık yaparak güçlenmesi, ümmetin sahip olduğu zenginliklerden istifade etme konusunda plan hazırlanması;ümmetin-düşmanlarına ihtiyacı kalmayacak ve dayanışma içindeki İslam gücünü etkileyip kararlarına karışarak kontrolü ele geçirmelerini engelleyecek şekilde- kendi kendilerine yetecek seviyeye gelmesi...


Bunlarıteoride değil pratikte gerçekleştirmek,bu ümmetin nabzı, atan kalbi, sıkıntı ve musibetler anında başvuru kaynağı olan Rabbanîâlimlerin ve ilmiyle amel eden ihlaslı davetçilerin en önemli görevidir. Onlar hakkı söylerler, Allah'tan başka kimseden korkmazlar, hak üzere sebat ederler ve amelleri, sözlerini tasdik eder. Onlar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in müjdesine nail olup Hamza radıyallahuanh’a denk olmak için bu yolda gayret gösterip birbirleriyle yarışırlar!


Bu vazife ise ümmetin akidesidir.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in,dünyanın efendileri ve önderleri olup önlerinde doğusuyla batısıyla tüm dünyanın ve yeryüzü krallıklarının diz çöktüğü o ilk ve eşsiz nesli kendisiyle yetiştirdiği akide…
O halde hem düşünelim,hem de amel edelim. Aksi takdirde bu durum düzelmez, böyle devam edip gider. Sadece sözde kalıp vaazlerde, konferanslarda, sohbetlerde ve medyada -twitter, facebook gibi sosyal medya platformlarında- konuşup yazmak bizi asla kurtarmaz. Aksine bu sözlerin peşindenamel etmekde şarttır.


Abdullah Yolcu
Müslüman Âlimler Birliği Yüksek Konsey Üyesi,
Türkiye Temsilcisi ve Guraba Yayınevi Kurucusu