Kralcıların/Medhalilerin/RebicilerinYöntemlerinin Bozuk Olduğu ve Ümmete Verdikleri Zarar Konusunda Bir Açıklama

Kralcıların/Medhalilerin/RebicilerinYöntemlerinin Bozuk Olduğu ve Ümmete Verdikleri Zarar Konusunda Bir Açıklama

Cerh ve Ta’dîl Sancaktarları Olduklarını İddia Edenler (Kralcılar ve Medhaliler / Rebiciler)
Özellikleri ve Nitelikleri

Dr. Müddessir Ahmed İsmail el-Bâhî

Yüce Allah’a hamd; tüm insanların en şereflisine salât ve selâm olsun.

Organize çalışmalar ve planlı faaliyetler yoluyla âlimleri, davetçileri ve ıslahçıları kıt akıllılıkla ve cehaletle itham eden, onlara karşı nefret uyandırmayı, konuşmalarını dinlemeyi, meclislerine katılmayı haram sayan bir grubun var olduğu, İslâmî hareketler tarihi boyunca ya da İslam’ın yayıldığı seneler boyunca bilinmemekteydi. Kendilerini “cerh ve ta’dîl sancaktarları” olarak adlandıran cahiller takımının yaptıkları gibi…
Bunlar sapkın ve aykırı bir fırka olup ilk ve son dertleri İslam davetçilerini karalamak, onlara ta’n etmek, aralarına tefrika sokmak, kin ve garazkârlığı, su-izannı yaymaktır.
Peki, acaba davetçilerin, hidayet önderlerinin ve ıslahçıların hepsi bid’atçiyse, dalalet üzereyse, o zaman ümmete öncülük edecek kim kalır geriye?!

Bu grubun böyle bir keyfiyette, böyle sıkıntılı ve hassas şartlar altında ortaya çıkmış olması bizleri şöyle bir duraklamaya, bunların hedefleri ve maksatları üzerinde düşünmeye sevk etmektedir.

Özellikle de giriştikleri hareketin neticelerinin ümmetin gidişatına engel olduğunu, ümmeti daha güçsüzleştirdiğini, tefrikayı ve parçalanmışlığı arttırdığını anladığımızda bunlar üzerinde derinlemesine düşünmek şarttır.

Bu makalede, bu fırkanın tanınmakta olduğu en bariz metodik özelliklerine dair bir inceleme ve araştırma yer almaktadır.
Sözü edilen fırkanın özelliklerini dikkatlere sundum ki Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in ümmetinin tamamı, bu düşüncenin dünyanın dört bir yanındaki tabilerine sirayet etmemesi için tedbirini alsın. Görüldüğü kadarıyla -asıl bilgi Allah’a aittir- bu düşünce akımı İslam düşmanlarının desteğini görmeye, alçak tağutların himaye ve gözetimine layıktır. “…Sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki sen onları konuşma tarzlarından tanırsın.” (Muhammed, 30)

Allah’ım! Ey hiçbir şey Kendisine gizli kalmayan! Ey gözlerin hain bakışları ve gönüllerin gizledikleri dahi Kendisinden kaçamayan! O insanların kötülüklerine, fitnelerine ve şüphelerine karşı müslümanlara Sen kâfi gelirsin!

Muhakkak ki Sen işitensin, yakın olansın, icabet edensin.

Cerh ve Ta’dîl Sancaktarları Olduklarını İddia Edenler
Özellikleri ve Nitelikleri:

1. İlk özellikleri, bir davetçinin onlar hakkındaki şu nitelendirmesinde görülmektedir: “Bunlar davetçilere karşı harici, yöneticilere karşı mürcie, cemaatler karşısında rafızî, yahudilere, hıristiyanlara ve kâfirlere karşı ise kaderiyedendir.”
2. Onlara göre bid’atçilik ve fasıklık olan şeylerde onlar gibi düşünmeyenleri bid’atçi, mübtedi ve fasık saydılar.
3. “Allah teâlâ da peygamberlerin hatalarını zikretmiştir.” sözlerini delil alarak bozuk yöntemlerini uygulamakta, âlimlerin ve davetçilerin şeref ve namuslarına ilişmekte, onları bid’atçi ve fasık olarak göstermekte ve insanları onlardan sakındırmaktadırlar.
4. Kolektif çalışmayı ve İslamî davet için organize bir şekilde çalışmayı kendileri için mübah görürken başkaları için haram saymaktadırlar. Oysa hizipçilik onların ta içlerine kök salmıştır. Hatta davetçileri bid’atçi ve fasık olarak yaftalamaları da organize ve ince bir hizipçiliktir.
5. Âlim ve davetçileri sınıflandırmalarındaki temel esas, o alim ve davetçinin devlet karşısında takındığı tutumdur. Mevcut sistem ve yöneticilerine aleyhtar bir tutum içindeyse ve ıslaha ya da var olan durumun değiştirilmesine çağrıda bulunuyorsa, haricilerden veya sapık bid’atçilerden olup sakınılması ve alaşağı edilmesi gerekir.
6. Bütün İslâmî cemaatler -onlara göre- sapık fırkalardır.
7. İslâmî davette bulunan cemaatlerin riddet grupları olduklarını ve tevhidi yıkmaya çalıştıklarını iddia etmektedirler.
8. Müslüman kimseler için,hevadan başka hiçbir delil bulunmaksızın,“zındık”yaftasınıkolayca kullanmaktadırlar.
9. İnsanların avamı karşısında kendilerini üstün görmeleri, onları değersiz addetmeleri ve bu suretle “Biz Allah’ın çocukları ve sevgilileriyiz” diyen yahudilere benzemeleri.
10. Hiçbir delil olmaksızın niyet okuyarak Müslümanları suçlamaları.
11. Mevcut sistem ve yöneticilerine laf taşıyarak koğuculuk yapmak bunların temel esaslarından biridir. Kendilerine muhalif olan kimseleri, delil ve kanıt getirmek yerine otoritenin sesiyle ve gücüyle susturduklarını görürsünüz. Bu temel esaslarına ek olarak gaddar otoriteleri sayesinde kan döken tağutlarla ve zalimlerle dayanışma içinde bulunmaktadırlar.
12. Muhaliflerini bid’atçi sayma hususunda kendilerini ehl-i sünnetin büyük imamları konumuna yerleştirmeleri. Büyükleri bir yana küçücük hocalarına dahi “allâme,”“büyük ilim adamı,”“saygın âlim,”“şeyhülislam” gibi isimler verdiklerini görürsünüz.
13. Muhalif kimseye karşı delil ortaya koymanın; onu imtihan etmek, bazı alimlere karşı tutumunun ne olduğunu anlamak ve kendi hocaları tarafından cerh edilmiş olan İslamî cemaatlere, alimlere ve davetçilere sövmek zorunda bırakmak yoluyla olacağı görüşündedirler.
14. Cerh ve ta’dîl ilminin yenilenmesi gerektiğini ve kendilerinin bu çağın cerh ve ta’dîl sancaktarları olduklarını ileri sürmek.
15. Bazı büyük İslam davetçilerini, İslam için yahudilerden, hıristiyanlardan ve dinsizlerden daha tehlikeli saymaktadırlar. Böyleleriyle savaşmanın, yahudilerle savaşmaktan önce yapılması gerekir.
16. Selefin bidat ehline karşı uyarı mahiyetindeki sözlerini ehl-i sünnet ve’l-cemaat müntesibi davetçilere hamletmek ve kâfirler hakkında nazil olmuş ayetleri Müslümanlara uyarlamak.
17. Kendilerinden olmayan Müslümanın akidesi saf olup da aleyhine sorumlu tutabilecekleri herhangi bir şey bulamadıkları takdirde “selefin metodunda değil,” “ehl-i sünnet ve’l-cemaatin yolunda değil” derler.
18. Küçük çocukları dahi büyük âlimlere yönelik karalama, iftira etme ve sövme konusunda cüretkârlık gösterecek tarzda yetiştirmek.
19. Kendilerine muhalif kimselerden gelmiş olan hakkı ve objektifliği bir kenara atmak.
20. Küfrü, yalanlamaya hasretmeleri. Yani onlara göre, yalanlama ile birlikte olmadığı müddetçe küfür söz konusu değildir.
21. Yönetme ve muhakemede bulunma tevhidini inkâr etmeleri, iman ve tevhid esaslarından olan velâ ve berâ/dostluk ve düşmanlık inancını iptal etmeleri.
22. Münker/kötü bir şeyin dil ile reddedilip karşı çıkılmasını yöneticiye/imama karşı kalkışma/isyan çıkarma saymaktadırlar. Marufu emretmeyi ve münkeri yasaklamayı, sadece yönetici imamın iznine bağlı olarak vacip görmektedirler.
23. Onlara göre cihad, bu zamanda güç yetirilemez bir sorumluluk yüklemektir. Cihadın terk edilmesinde herhangi bir günah yoktur. Bugün en faziletli olan cihad, cihadı terk etmektir. En faziletli güç hazırlığı da hazırlık yapmada cihad etmektir.
24. Müslüman adaletli bir yöneticinin/imamın olmadığı müddetçe savaşın olmayacağı görüşündedirler. Böylelikle cihadı iptal ederler.
25. Dünyadaki reel durumla, küresel oluşumlarla ve ümmetin içinde bulunduğu durumla ilgili fıkhı incelemek, ümmete düşman olanların tuzaklarını ve yöntemlerini araştırmak -onlara göre- şerî açıdan haramdır.
26. Siyasetten uzak durmanın, siyasetçilerle ilişkileri koparmanın vacip olduğu görüşündedirler.
27. İslâmî davet üslup ve vesilelerinin tevkîfî/değiştirilemez olduğuna inanırlar.
28. Herhangi bir yerdeki İslam’ı desteklemeyi terketme çağrısında bulunurlar. “Ümmet güçsüz, düşman ise güçlü. Dolayısıyla bize düşen, Yaratan’dan bir kurtuluş gelinceye dek susmaktır.” derler.
29. Tarih boyunca ehl-i sünnet ve’l-cemaat imamlarının fetvalarıyla çelişen tutumları.
30. Âlimlerin ve davetçilerin şeref ve namuslarının da, kanlarının da onlar nazarında hiçbir kıymeti yoktur. Birçok insanı dilleriyle ve fetvalarıyla kandırmışlar ve bu yolla birçok insanın katline sebep olmuşlardır.
31. Velâ ve berâ/dostluk ve düşmanlıkla ilgili inançlarını; kendi hocalarını sevmeye ve onlara tabi olmaya; geri kalan âlimlerden, davetçilerden ve ıslahçılardan ise uzak durmaya ve onlara buğzetmeye bağlamışlardır.

Son söz olarak dikkat çekmek gerekir ki bu sapkın grup, Müslümanların çeşitli beldelerinde yayılmış durumdadır. Bunların tanınmalarını sağlayacak bazı alamet, emare ve ifadelere yer verdim. Müslümanların bu kimselerden sakınmaları ve köklerini kazımada gevşeklik göstermemeleri gerekir.

İşin başında da, sonunda da tüm övgüler Allah’adır.

Dr. Müddessir Ahmed İsmail el-Bâhî